ÖZET
ANAHTAR KELİMELER
GİRİŞ
GEREÇ VE YÖNTEM
BULGULAR
Çalışmaya alınan 22 olgunun 13 (%59.1)’ü erkek, 9 (%40.9)’u kız idi. Olgularımızın 11 (%50)’i 1-4 yaş, 8 (36.3)’i 5-9 yaş arası idi. Hastalarımızın 21(%95.4)’i Suriyeli göçmendi ve çevredeki kızamıklı hastalar ile teması olan olgulardı. Bir (%4.5) hastamız tam aşılıydı, temas öyküsü yoktu ve kızamık dahil tüm aşıları T.C. Sağlık Bakanlığı Çocukluk Dönemi Aşı Takvimine uygun olarak yapılmıştı. Olguların 2 (%9.5)’si 12 aydan küçük kızamık aşıları yapılmamış, 19 (%90.4)’u 12 aydan büyük olmasına rağmen kızamık aşısı dahil yaşına uygun hiçbir aşısı yapılmamıştı (Tablo 1).
| Değişkenler | n (%) |
|---|---|
|
Toplam hasta sayısı Kız Erkek |
22 9 (40.9) 13 (59.1) |
|
Hastaların yaş grubu özellikleri <12 ay 1-4 y 5-9 y 10-15 y |
2 (9.1) 11 (50) 8 (36.3) 1 (4.6) |
|
Aşı durumu <9 ay (aşısız) >9 ay (aşılı) >9 ay (aşısız) |
1 (4.5) 1 (4.5) 20 (90.9) |
| Belirtiler | Hasta Sayısı, n (%) |
|---|---|
| Ateş | 22 (%100) |
| Burun akıntısı/Nezle | 12 (%54.5) |
| Boğaz ağrı | 13 (%59.1) |
| Öksürük | 6 (%27.3) |
| Yorgunluk/Halsizlik | 11 (%50) |
| Gözlerde yaşarma | 8 (%36.4) |
| İshal | 1 (%4.5) |
| Oral alım azlığı | 6 (%28.6) |
| Bulgular | |
| Makülopapüler döküntü | 21 (%95.5) |
| Koplik lekeleri | 13 (%59.1) |
| Konjonktivit | 8 (%36.4) |
| Lenfadenopati | 1 (%4.5) |
| Takipne | 2 (%9.1) |
| Dinlemekle ral/Ronkus | 2 (%9.1) |
| O₂ ihtiyacı | 2 (%9.1) |
| Dehidratasyon | 4 (%18.2) |
| Hemogram | Medyan | Ortalama Değer | Minimum-Maksimum Değer |
|---|---|---|---|
| Lökosit (mm³) | 7260 ± 3350 | 4000-18330 | |
| Nötrofil (mm³) | 3110 ± 1960 | 2130-9650 | |
| Lenfosit (mm³) | 3410 ± 2260 | 720-9650 | |
| Hemoglobin (g/dL) | 11.7 ± 2.4 | 6.6-16.6 | |
| Platelet (mm³) | 280000 ± 645559 | 177000-409000 | |
| Biyokimyasal değerler | |||
| ALT (U/L) | 16 | 9-124 | |
| AST (U/L) | 40 ± 18 | 20-95 | |
| LDH (U/L) | 420 ± 79 | 259-572 | |
| Kreatinin (mg/dL) | 0.4 ± 0.16 | 0.16-0.83 | |
| CRP (mg/dL) | 8.4 | 3-130 | |
TARTIŞMA
Çalışma grubumuzda yaş aralığı 7-167 ay, medyan yaş 44 aydı. Ankara’da 2012 yılında 44 kızamık olgusu ile yapılan çalışmada, yaş aralığı 4-191 ay, yaş ortalaması 58.6 ± 59.5 aydı (8). İstanbul’daki 2013-2014 yılındaki epidemide 20 olguda yaş aralığı 7-196 ay, yaş ortalaması 63.8 ± 44 aydı (9). Yıldırım ve arkadaşlarının çalışmasında, 2012-2014 yılında İstanbul’daki epidemideki 131 hastanın ortanca yaşı 50.5 (2-216) ay idi (10). Demir ve arkadaşlarının çalışmasında, 2019 yılında Diyarbakır’da yaptıkları 20 kızamıklı olguda yaş aralığı 5-214 ay, medyan yaş 11 ay (aralık 8-27) idi (11). Tepebaşılı ve arkadaşlarının çalışmasında medyan değer 5-156 aydı (12). Çalışmamızdaki hastalarımızın yaş dağılımı diğer çalışmalar ile kıyaslandığında, çalışmamız Tepebaşılı ve arkadaşlarının yaptığı çalışma ile benzerdi (12). Çalışma grubumuzda 13 (%59.1) erkek, 9 (%40.9) kız hasta vardı. Erkek/kız oranı 1.4/1 idi. Çalışmamızdaki kız ve erkek hastaları karşılaştırdığımızda cinsiyetler arası anlamlı fark saptadık (p= 0.049). Metin ve arkadaşlarının Ankara ilinde yaptıkları çalışmada 44 kızamık olgusunda erkek/kız oranını 1.7/1 veTürkkan ve arkadaşlarının İstanbul’dan bildirdikleri 20 kızamık hastasını içeren çalışmada erkek/kız oranını 1.5/1 olarak açıklamışlardır (8,9). Bu oranlar bizim çalışmamızla benzer bulunmuştur. Ancak, kızamık bağışıklaması olmaması durumunda cinsiyet ayırımı olmaksızın herkesin her yaşta hastalığa duyarlıolduğu akılda tutulmalıdır. Kızamık aşılanma oranı yeterli olmayan toplumlarda, duyarlı kişilerin varlığında salgınların yaşanması kaçınılmazdır. Türkiye’de 9 ay-6 yaş arası çocuklarda aşılama oranı, 2005 yılında %96.3 ile DSÖ’nün “2010 yılında Avrupa’da Kızamık Eliminasyonu” planına uygun şekilde artırılmıştır (13). Ülkemizdeki kızamık olgu sayısı 2002’de 7820 iken, aşılama kampanyası sonrası 2009’da sıfır olguya gerileme göstermiştir (14). 2011’den sonra; büyük çoğunluğu İstanbul’da görülen ve yurt dışından gelen (importe) olgulardan kaynaklandığı düşünü />len bir kızamık enfeksiyonu salgını bildirilmiştir (15). Olgularımızın 21 (%95.4)’i Suriyeli göçmenlerden oluşmaktaydı ve hepsi aşısızdı. Kızamıklı hasta ile teması olan olgu sayısı 20 (%90.9) idi. Tepebaşılı ve arkadaşları çalışmalarında aşısız hasta oranını %84.7, Türkkan ve arkadaşları %85 olarak bildirmişlerdir (9,12). Çalışmamızda ise, aşısız hasta oranı %95.2 idi. Kohort çalışmalarının bir meta-analizinde, çocuklarda kızamık içeren bir aşının bir dozunun etkinliği, bir dozdan sonra %95 [%95 güven aralığı (GA), %87-98] ve iki dozdan sonra %96 (%95 GA, %71-99)’dır (16). Kızamık salgınları çoğunlukla aşılanmamış bireylerde görülmektedir. Kızamık, kızamık içeren aşının ≥2 dozunu alan bireylerde görüldüğünde, yalnızca bir doz aşılı olan veya aşılanmamış olanlara göre daha az şiddetli görülmektedir (17). Bizim vakalarımız arasında olan 14 yaşındaki erkek hastamızda ise; 2 doz kızamık aşısı ile aşılanmış olmasına rağmen hastalığı saptadık. Tüm olgularımızda yüksek ateş en belirgin semptom olarak görüldü. Diğer çalışmalar ile benzer bulundu (8-11). Makülopapüler döküntü 21 (%95.5) hastamızda gözlendi. Döküntüler yüz ve saçlı deriden başlayıp, gövde ve ekstremitelere yayılmıştı. Olgularımızın 13 (%59.1)’ünde Koplik Lekeleri görüldü. Ancak Demir, Yıldırım ve arkadaşlarının yaptığı çalışmalarda Koplik lekesi görülme oranları düşük bulunmuştur (10,11). Lökopeni, trombositopeni ve T-hücre lenfopenisi; kızamık enfeksiyonu sırasında gözlenebilir (18,19). Çalışmamızda medyan lökosit değeri 7260 ± 3352/mm3 idi. Olgularımızın 3 (%13.6)’ünde lenfopeni mevcut idi. Hiçbir hastamızda; lökopeni ve trombositopeni saptanmadı. Diğer çalışmalarda lökopeni %11.2-73, trombositopeni %33.6-50 oranlarında saptanmıştır (20,21). Kızamığa özgü IgM antikoru döküntünün 1. ile 2. günlerinde yükselmeye başlayıp, 30 ile 60. güne kadar da serumda kalabilmektedir (22). Türkkan, Metin, Yıldırım ve arkadaşlarının çalışmalarındaki kızamık hastalarında çalışmamıza benzer olarak kızamığa özgü IgM pozitiflik oranını %100 olarak tespit edilmiştir (8-10).Kızamığın çocuklardaki en sık komplikasyonları orta kulak iltihabı, bronkopnömoni, krup ve ishal olup, kalıcı beyin hasarı yapan akut ensefalit %0.1 oranında görülmektedir. Solunum sistemi ve nörolojik komplikasyonlar sonucu %0.1-0.3 oranında ölüm görülebilmektedir (17). Çalışmamızda, yatarak izlenen olguların beşinde oral alım azlığı, ikisinde pnömoni, birinde ishal gözlemledik. Hastanede yatan hastalarımızın ikisi bronkopnömoni nedeniyle üçü yetersiz beslenme nedeniyle yatırılarak takip ve tedavi edildi. Tüm hastalarımız şifa ile taburcu edildi. Komplikasyonların çoğunluğunda literatür ile uyumlu olarak pnömoni oluşturmaktaydı (20). Otit, trakeit, keratit, ensefalit, Guillain-Barrê sendromu veya ölüm izlenmedi (23). Olguların uzun süreli izlemi olmadığından subakut sklerozan panensefalite ait izlem verilerimiz mevcut değildir, bu çalışmamızın kısıtlılıklarındandır. Hastalığın atak hızının %90 olduğu düşünüldüğünde erken şüphe, erken izolasyon, izolasyon önlemlerine sıkı uyulması ve temaslı profilaksisinin önemi açıkça görülmektedir. Özellikle endemik bölgede, salgın dönemlerinde duyarlı olduğu bilinen12 aydan küçük ve aşısız bireyler solunum yolu bulguları ateş ve makülopapüler döküntü ile başvurduğunda sorgulama ve takip iyi yapılmalı, şüphe durumunda hastanın izole yatışı sağlanmalıdır. Hastalarımızdan beşini hastaneye yatırarak takip ve tedavi ettik. Hastane yatışına bağlı temaslılarda kızamık vakası görmedik. Ayrıca acil servise başvuran ateş ve döküntüsü olan ilk göçmen hastada Koplik lekelerinin olması, kızamık tanısı vetemaslı izlemi konusunda bize çok büyük yol gösterici oldu. Temaslıların yakın izlemi ile ilimizdeki salgın yaklaşık üç haftada sönümlendi. Şekil 1 ve 2’de yüzdeki makülopapüler döküntü ve Koplik lekeleri görülmektedirarasında kızamık enfeksiyonunun erken tanınması, olguların izolasyonu, temaslılar açısından profilaksi önlemelerinin uygulanması için, hastalık farkındalığının artırılmasıdır.